T.C.
SAĞLIK BAKANLIĞI
BOĞAZKALE SAĞLIK GRUP BAŞKANLIĞI

   
     
     
ANA SAYFA   |  PERSONELİMİZ   |  İLÇEMİZ   |  AŞILAR   |  İSTATİSTİK   |  İLETİŞİM    
     
www.bogazkalesgb.saglik.gov.tr

E-posta:   

 
İLÇEMİZ :: HİTİTLER
 

Hititler, M.Ö. 2000 – 1200 yılları arasında Anadolu’nun büyük bir kesiminde ve Kuzey Suriye’de hüküm sürmüşlerdir. Hititlerin konuştukları dil Hint - Avrupa ailesine aitti ve Anadolu’ya olasılıkla Kafkasya’dan gelmişlerdi. Krallıklarının kuruluşundan birkaç yüzyıl önce Anadolu’ya geldiler ve yerli halk olan Hattiler arasında zamanla güç kazanarak Hitit devletini kurdular. Hititler Orta Anadolu’da, yani Hatti ülkesinde varolan köklü birikime sahip çıkarak ve diğer yakındoğu uygarlıklarından etkilenerek yeni bir kültür bireşimi oluşturdular.Boğazköy, M.Ö. 1200 yıllarına kadar Hititler'in başkenti olma özelliğini korumuştur. İlk Hitit kralı olarak Hattuşa'lı anlamına gelen Hattuşili'yi görüyoruz.

M.Ö. 1650 / 1600’lerde, adı Hattuşa’lı anlamına gelen Hattuşili, bugünkü Çorum sınırları içinde kalan Boğazköy / Hattuşa’da ilk Hitit krallığını kurdu. Ardılı I. Murşili zamanında krallığın sınırları Anadolu dışına taştı; güneyde Halep alındı, Babil’e dek inildi. Bu tarihten sonra inişli çıkışlı bir politik başarı sergileyen Hititler, M.Ö. 14. yy.’ın ortalarında tahta çıkan genç ve dinamik I. Şuppiluliuma döneminde en parlak dönemlerini yaşadılar.

M.Ö. 13. yy.'da yakındoğunun önemli imparatorluklarından biri haline gelen Hitit devleti, Doğu Akdeniz’de gücünü kanıtlamak isteyen Mısır ile bir sürtüşme içine girdi. Bu sürtüşme, M.Ö. 1285 yılında Kuzey Suriye’deki Kadeş kenti yakınlarında Muvatalli yönetimindeki Hitit ordusuyla, II. Ramses yönetimindeki Mısır ordusunun giriştikleri savaşla doruğa ulaştı. Kesin bir yengi olmasa da, Hititler bu savaşı kazandılar. Kadeş savaşından sonra M.Ö. 1269 yılında imzalanan barış antlaşması, günümüze dek gelen en eski resmi yazılı antlaşmadır. Bu tarihte dünyanın önemli devletleri Babil, Asur ve belki de Miken federasyonu idi. Hititler ve Mısırlılar ise dünyanın süper güçleri idi. Bu parlak dönemden yüzyıl kadar sonra M.Ö. 1200’lerde Hitit İmparatorluğu, batıdan gelen Deniz Halklarının istilasıyla yıkıldı ve başkent Hattuşa terk edildi.

Hititlerde İnsan Hakları   
Ünlü Hititolog Albrecht Goetze'nin saptadığı gibi Hitit uygarlığını Yakındoğu'daki komşularından ayıran en önemli özelliği, insan haklarına duyulan saygıydı. İnsan haklarına verilen göreli önem, ceza hukukunda, aile hukukunda, kadınların ve kölelerin haklarında ve yerleşik geleneklerde kendini göstermektedir.

Onur kırıcı cezalar, Asur yasalarında görülen acımasız yargılar Hitit hukukunda yoktu. Vücutta bir sakatlık meydana getiren cezalar Asurlarda herekese uygulanabilirken, Hititlerde yalnızca kölelere uygulanabilirdi. Hitit hukuku tazminat düzenlemeleri konusunda çok gelişkindi. Saldırı, kara büyü, cinayet, hırsızlık gibi olaylarda maddi tazminat uygulanırdı: "Eğer herhangi bir kişi özgür bir insanın kolunu ya da bacağını kırarsa, o kişiye yirmi şekel gümüş öder ve davacı onu serbest bırakır...". Başka bir örnek de şöyledir: "Eğer herhangi bir kişi bir kavga sırasında bir erkeği ya da kadını öldürürse, ölenin ailesine öldürülen kişinin cinsiyetinde dört insan [köle, hizmetçi?] vererek telafi eder ve kurbanın mirasçısı onu serbest bırakır".

Bin Tanrılar Toprağı
Antikçağın pek çok toplumunda olduğu gibi Hiitlerin de çok tanrılı inanç sistemleri vardı. Yendikleri komşularının tanrılarını kızdırıp, gazaba uğramaktansa, armağan ve dualarla onlara saygılarını dile getirip panteonlarına, yani kendi tanrıları arasına almayı gelenek haline getirmişlerdi. Bu da zamanla yabancı inançların Hitit dininde etkinlik kazanmasına sebep oldu. Hitit inancında, özellikle komşu Mitanni ülkesi halkı Hurrilerin etkisi önemli boyutlardaydı. Hatta bir dönem kendi tanrılarını bile Hurrice adlarla andılar. Her şehrin bir baştanrısı, her kralın bir koruyucu tanrısı vardı. Ülkenin en büyük iki tanrısı Göklerin Fırtına Tanrısı Teşup ile Güneş Tanrıçası Hepat'dı. Bunlar bölgelere göre değişik isim alıyorlardıysa da, aynı tanrı-tanrıça esasına dayanan bir inanç tüm ülkede geçerliydi. Devletin en üst düzey yöneticisi, askeri önder ve yüksek yargıç olan Hitit kralları, aynı zamanda Fırtına Tanrısı'nın yeryüzündeki temsilcisi sayılır, öldüklerinde de tanrı katına yükselir.

Hitit Mimarisi
Anadolu'da alt bölümleri kyklop (dev) biçimi iri taşlardan oluşan anıtsal mimarlık eserleri Hititlerin eski krallık döneminde başlamıştır. Hitit sur duvarları baskın, saldırı merdivenleri ve yeraltı tünelleriyle donatılmıştı. Hattuşa kent duvarı, hücum ve baskın olanakları ve sağlam örgüsüyle eski dünyada benzersizdi. İki yanı dik eğimli, uzun ve geniş bir yamaç üzerinde kurulmuş olan Hattuşa kenti, yedi büyük tapınağı, yirmiyi aşkın küçük tapınağı ve surlarıyla dünyanın en görkemli kentlerinden biriydi. Hitit mimarlığında sütun tanınmıyordu, sütun yerine dört köşe direkler kullanılıyordu. Kentin büyük tapınağının dış yüzünde bütün duvar boyunca yükselen büyük pencereler bulunmaktaydı.

Hitit mimarlığının en belirgin özelliği bakışımsız (asimetrik) oluşudur. Dinsel ve sivil binalarda olduğu gibi kent planında da bu tutum egemendir. Başka bir deyişle yapılar herhangi bir sıralamaya, hizalamaya bağlı olmayıp, eski Troia VI, Atina ve Bergama akropollerinde olduğu gibi doğal bir oluşum içindeydi. Bazı eserlerdeki bakışımlı kapılar ise Hurri etkisiyle yapılmıştı.

       



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     

Copyright © 2006
www.bogazkalesgb.saglik.gov.tr