
M.Ö. 1650 / 1600’lerde, adı Hattuşa’lı
anlamına gelen Hattuşili, bugünkü Çorum sınırları içinde kalan
Boğazköy / Hattuşa’da ilk Hitit krallığını kurdu. Ardılı I. Murşili
zamanında krallığın sınırları Anadolu dışına taştı; güneyde Halep
alındı, Babil’e dek inildi. Bu tarihten sonra inişli çıkışlı bir
politik başarı sergileyen Hititler, M.Ö. 14. yy.’ın ortalarında
tahta çıkan genç ve dinamik I. Şuppiluliuma döneminde en parlak
dönemlerini yaşadılar.
M.Ö. 13. yy.'da yakındoğunun önemli
imparatorluklarından biri haline gelen Hitit devleti, Doğu
Akdeniz’de gücünü kanıtlamak isteyen Mısır ile bir sürtüşme içine
girdi. Bu sürtüşme, M.Ö. 1285 yılında Kuzey Suriye’deki Kadeş kenti
yakınlarında Muvatalli yönetimindeki Hitit ordusuyla, II. Ramses
yönetimindeki Mısır ordusunun giriştikleri savaşla doruğa ulaştı.
Kesin bir yengi olmasa da, Hititler bu savaşı kazandılar. Kadeş
savaşından sonra M.Ö. 1269 yılında imzalanan barış antlaşması,
günümüze dek gelen en eski resmi yazılı antlaşmadır. Bu tarihte
dünyanın önemli devletleri Babil, Asur ve belki de Miken federasyonu
idi. Hititler ve Mısırlılar ise dünyanın süper güçleri idi.
Bu parlak dönemden yüzyıl kadar sonra M.Ö. 1200’lerde Hitit
İmparatorluğu, batıdan gelen Deniz Halklarının istilasıyla yıkıldı
ve başkent Hattuşa terk edildi.
Hititlerde
İnsan Hakları
Ünlü Hititolog Albrecht Goetze'nin saptadığı gibi Hitit uygarlığını
Yakındoğu'daki komşularından ayıran en önemli özelliği, insan
haklarına duyulan saygıydı. İnsan haklarına verilen göreli önem,
ceza hukukunda, aile hukukunda, kadınların ve kölelerin haklarında
ve yerleşik geleneklerde kendini göstermektedir.
Onur kırıcı cezalar, Asur yasalarında
görülen acımasız yargılar Hitit hukukunda yoktu. Vücutta bir
sakatlık meydana getiren cezalar Asurlarda herekese
uygulanabilirken, Hititlerde yalnızca kölelere uygulanabilirdi.
Hitit hukuku tazminat düzenlemeleri konusunda çok gelişkindi.
Saldırı, kara büyü, cinayet, hırsızlık gibi olaylarda maddi tazminat
uygulanırdı: "Eğer herhangi bir kişi özgür bir insanın kolunu ya da
bacağını kırarsa, o kişiye yirmi şekel gümüş öder ve davacı onu
serbest bırakır...". Başka bir örnek de şöyledir: "Eğer herhangi bir
kişi bir kavga sırasında bir erkeği ya da kadını öldürürse, ölenin
ailesine öldürülen kişinin cinsiyetinde dört insan [köle, hizmetçi?]
vererek telafi eder ve kurbanın mirasçısı onu serbest bırakır".
Bin Tanrılar Toprağı
Antikçağın pek çok toplumunda olduğu gibi Hiitlerin de çok tanrılı
inanç sistemleri vardı. Yendikleri komşularının tanrılarını
kızdırıp, gazaba uğramaktansa, armağan ve dualarla onlara
saygılarını dile getirip panteonlarına, yani kendi tanrıları arasına
almayı gelenek haline getirmişlerdi. Bu da zamanla yabancı
inançların Hitit dininde etkinlik kazanmasına sebep oldu. Hitit
inancında, özellikle komşu Mitanni ülkesi halkı Hurrilerin etkisi
önemli boyutlardaydı. Hatta bir dönem kendi tanrılarını bile Hurrice
adlarla andılar. Her şehrin bir baştanrısı, her kralın bir koruyucu
tanrısı vardı. Ülkenin en büyük iki tanrısı Göklerin Fırtına Tanrısı
Teşup ile Güneş Tanrıçası Hepat'dı. Bunlar bölgelere göre değişik
isim alıyorlardıysa da, aynı tanrı-tanrıça esasına dayanan bir inanç
tüm ülkede geçerliydi. Devletin en üst düzey yöneticisi, askeri
önder ve yüksek yargıç olan Hitit kralları, aynı zamanda Fırtına
Tanrısı'nın yeryüzündeki temsilcisi sayılır, öldüklerinde de tanrı
katına yükselir.
Hitit
Mimarisi
Anadolu'da alt bölümleri kyklop (dev) biçimi iri taşlardan oluşan
anıtsal mimarlık eserleri Hititlerin eski krallık döneminde
başlamıştır. Hitit sur duvarları baskın, saldırı merdivenleri ve
yeraltı tünelleriyle donatılmıştı. Hattuşa kent duvarı, hücum ve
baskın olanakları ve sağlam örgüsüyle eski dünyada benzersizdi. İki
yanı dik eğimli, uzun ve geniş bir yamaç üzerinde kurulmuş olan
Hattuşa kenti, yedi büyük tapınağı, yirmiyi aşkın küçük tapınağı ve
surlarıyla dünyanın en görkemli kentlerinden biriydi. Hitit
mimarlığında sütun tanınmıyordu, sütun yerine dört köşe direkler
kullanılıyordu. Kentin büyük tapınağının dış yüzünde bütün duvar
boyunca yükselen büyük pencereler bulunmaktaydı.
Hitit mimarlığının en belirgin
özelliği bakışımsız (asimetrik) oluşudur. Dinsel ve sivil binalarda
olduğu gibi kent planında da bu tutum egemendir. Başka bir deyişle
yapılar herhangi bir sıralamaya, hizalamaya bağlı olmayıp, eski
Troia VI, Atina ve Bergama akropollerinde olduğu gibi doğal bir
oluşum içindeydi. Bazı eserlerdeki bakışımlı kapılar ise Hurri
etkisiyle yapılmıştı.